Bilim Kafe’de Kanser Farkındalığı: Üniversitemizden Topluma Sağlık Köprüsü
Üniversitemizin
akademik bilgi ve tecrübesini toplumla buluşturan Bilim Kafe etkinliklerinin on
üçüncüsü kapsamında Üniversitemiz Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı
Başkanı Doç. Dr. Selim Yalçın tarafından “Farkında Ol, Sağlıklı Kal Kanserde
Erken Tanının Gücü” konulu konferans verildi.
Üniversitemiz Bilim
İletişimi Ofisi Koordinatör Yardımcısı ve Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet
Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Fikriye Rana Kara moderatörlüğünde Sosyal Dayanışma
Merkezi’nde (SODAM) gerçekleştirilen etkinliğe Bilim İletişimi Ofisi
Koordinatörü ve Bilim İletişiminden Sorumlu Rektör Danışmanı Dr. Öğr. Üyesi
Nuray Öztürk, Bilim İletişimi Ofisi Koordinatör Yardımcısı ve Spor Bilimleri
Fakültesi Spor Yöneticiliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Rıfat Kerem Gürkan, Bilim
İletişimi Ofisi İletişim ve Medya Sorumlusu ve Sağlık Bilimleri Fakültesi
Sosyal Hizmet Bölümü öğretim elemanı Arş. Gör. Seda Erkuş Demir, Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Müdür Vekili Sosyal İncelemeci Esra Özlük,
Kırıkkale SODAM Koordinatörü Pelin Batman ve vatandaşlar katıldı.


Saygı Duruşu ve
İstiklal Marşı ile başlayan programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Bilim
İletişimi Ofisi Koordinatör Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Fikriye Rana Kara,
“Değerli misafirler, hepiniz hoş geldiniz. Öncelikle ‘Bilim Kafe’ nedir? Bu
konuda sizlere biraz vermek istiyorum. Bilim Kafe; akademisyenlerin ve halkın
bir araya geldiği bir etkinliktir. Bu buluşmalarda bilim, sade bir dille ve
samimi bir ortamda konuşulur. Amaç, birlikte öğrenmek ve sorulara ortak
cevaplar bulmaktır. Bu amaçla her ay gerçekleştirdiğimiz buluşmalarda farklı
bir konuyu ele almaktayız. Bugün Bilim Kafe etkinliklerinin 13.'sünü gerçekleştirmek
için bir aradayız. Bugünkü konumuz çok önemli: Kanser farkındalığı. 1-7 Nisan
tarihleri arasını kapsayan hafta, ülkemizde ‘Ulusal Kanser Haftası’ olarak
belirlenmiştir. Ulusal Kanser Haftası'nın amacı; kansere dair doğru bilgiyi
yaymak, erken teşhisin hayat kurtardığını hatırlatmak ve en önemlisi ‘Bu benim
başıma gelmez’ algısını yıkmaktır. Nitekim kanser Türkiye'de ölümlerin beşte
birinin nedeni olarak görülmektedir. Düzenli kontroller yaptırmak, belirtileri
bilmek ve zamanında harekete geçmek tedavi şansını artırır. Düzenli kontroller,
tarama testleri ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları bu mücadelede en güçlü
silahlarımızdır. Bu anlamlı etkinliğimize katkı sunacak olan değerli konuğumuz
Doç. Dr. Selim Yalçın, 1989 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden
mezun oldu. Akabinde sırasıyla Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İç
Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim
Dalı ve Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Bölümünde görev yaptı.
Halen Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Başkanı
olarak görevine devam etmektedir. Şimdi sözü Hocamıza bırakıyorum.” dedi.
Program, Doç. Dr. Selim Yalçın’ın konuşması ile devam etti.

Kanserin dünya
genelinde yıldan yıla artış gösterdiğini belirten Doç. Dr. Selim Yalçın,
“Kanser, vücudumuzun kontrolü dışına çıkan ve hız çoğalma gösteren hücrelerin
oluşturduğu ilerleyici hastalık grubudur. İnsan vücudunda bulunan milyonlarca
hücrenin her birinin çekirdeğinde bulunan DNA ve RNA’nın kimyasal yapısının
veya kodlamasının değişmesi, başka bir deyişle mutasyona uğraması kanser
nedenidir. Normalde vücut DNA hasarını tamir ederken, kanser hücrelerindeki
hasarı onaramamaktadır. Kanser diyebilmemiz için hücrelerin normal dışı bir
çoğalma göstermesi, bu yolla bir kitle oluşturması ve uzak yerlere yayılma
potansiyelinde olması gereklidir. 2005 yılında 11 milyon yeni kanser vakası,
kanser kaynaklı 7 milyon ölüm ve 25 milyon yaşayan kanser hastası varken; 2030
yılında 27 milyon yeni kanser vakası, kanser kaynaklı 17 milyon ölüm ve 75
milyon yaşayan kanser hastası olacağı tahmin ediliyor.” dedi.


Ülkemizin nüfus
piramidi ve projeksiyonları ile 2000-2006 tarihleri arasında ülkemizdeki kadın
ve erkek insidans değerleri hakkında bilgi veren Doç. Dr. Selim Yalçın, konuşmasını
cinsiyete göre Türkiye’de en fazla görülen kanser türleri hakkında istatistiki
veriler eşliğinde devam etti.
Doç. Dr. Yalçın,
kadınlarda en çok görülen kanser türlerinin meme, tiroid, kolokteral, uterus
korpusu, trakea, bronş, akciğer, mide, over, non-hodgkin lenfoma, beyin, sinir
sistemi ve uterus serviksi olduğunu; erkeklerde ise trakea, bronş, akciğer,
prostat, kolokteral, mesane, mide, larinks, non-hodgkin lenfoma, böbrek, beyin,
sinir sistemi ve pankreas kanserlerinin daha fazla görüldüğünü söyledi.
Kanserden korunma için atılabilecek adımlar hakkında da bilgi veren Doç. Dr. Selim Yalçın, “Kanserden korunma, hastalığın oluşumunu engellemekten, tedavi sonrası yaşam kalitesini artırmaya kadar uzanan kapsamlı bir süreci ifade eder. Bu süreç birincil, ikincil ve üçüncül olmak üzere üç ana başlıkta ele alınır. Birincil korumada temel amaç, kanser gelişimini daha başlamadan önlemektir. Kansere neden olan etkenlerle teması azaltmayı veya yok etmeyi hedefler. Sigara ve diğer tütün ürünlerinden kaçınmak, dengeli beslenme ile sağlıklı kiloyu korumak, düzenli egzersiz yapmak, UV (ultraviyole) ışınlarına karşı önlem almak, HPV (rahim ağzı kanseri) ve Hepatit B (karaciğer kanseri) aşıları ile virüs kaynaklı kanserleri önlemek, yüksek riskli bireylerde hekim kontrolünde ilaç kullanımı (örn. meme kanseri için tamoksifen/raloksifen, kolorektal kanser riski için aspirin kullanımı) gibi adımlar kanserin önlenmesine katkı sağlar. İkincil korunmada temel amaç; şikâyeti olmayan sağlıklı bireylerde kanseri, henüz belirti vermediği veya erken evrede yakalamaktır. Erken tanı, tedavinin başarısını artırır. Bu kapsamda meme kanseri tespiti için mamografi, rahim ağzı kanserini ve kanser öncüsü hücresel değişiklikleri erken aşamada tespit etmek için PAP Smear testi ve HPV testi; kolon kanseri tespiti için kolonoskopi ve gaitada gizli kan testi; prostat kanseri tespiti için Prostat Spesifik Antijen (PSA) kan testi ve rektal muayene; malin melanom (cilt kanseri) tespiti içinse, düzenli cilt muayenesi ve ben takibi yaptırabilirsiniz. Üçüncül korunma, kanser tanısı almış hastalarda hastalığın ilerlemesini durdurmak, tekrarlamayı önlemek ve yaşam kalitesini/süresini artırmayı amaçlar. Bu aşamada cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi gibi etkili tedavi yöntemleri ile kanser sonrası rehabilitasyon ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik destekleyici bakımlar uygulanır. National Cancer Institute (NCI) tahminlerine göre, kanser taraması ve yaşam tarzı değişiklikleriyle kanser mortalitesini (ölüm oranı) azaltmak mümkündür. Erişkinlerde sigara kullanımı %15 azaltılabilirse, mortalite %8-16 oranında düşebilir. Diyetteki yağ oranını %25'in altına indirmek ve lifli gıdaları artırmak gibi değişikliklerle %8 oranında düşüş mümkündür. Erken teşhis yöntemlerinin yaygınlaşması ile %3, gelişmiş tedavi yöntemleriyle de %10-26 oranında kanser mortalitesi azalabilir. Bu veriler, kanserle mücadelede koruyucu önlemlerin ve erken müdahalenin ne kadar kritik olduğunu vurgulamaktadır.” şeklinde konuştu.


Başlıca kanser
nedenleri olarak; dengesiz beslenme, sigara, kronik enfeksiyonlar, mesleki
faktörler, alkol, çevresel kirlilik, katkı maddeleri, bağışıklık sisteminin
baskılanması, genetik yatkınlık, hormonlar, bazı ilaçlar, güneş ışığı ve
radyasyon gibi unsurları sıralayan Doç. Dr. Selim Yalçın, kadınlarda en çok rastlanan
kanser türlerinden biri olan meme kanseri hakkında kapsamlı açıklamalarda
bulunurken, “Meme, süt bezleri ve burada üretilen sütü meme başına taşıyan
kanallardan oluşur. Bu süt bezleri ve kanalları döşeyen hücrelerin, kontrol
dışı olarak çoğalmalarına meme kanseri denir. Meme kanserinin ilk belirtileri
arasında en sık rastlananı, memede anormalliklerin gözlemlenmesidir. Meme
dokusunun sertleşmesi, şişmesi veya meme derisinde kızarıklık gibi belirtiler
bulunabilir. Ayrıca, yaş ilerledikçe meme kanseri riski artmaktadır. Meme
kanseri yirmi yaş altında pek görülmez. Hastaların çoğunluğu elli yaş
üzerindedir. Meme kanseri, sadece kadınlara özgü bir kanser değildir. Bununla
birlikte, tüm meme kanserlerinin %99'u kadınlarda görülürken, sadece %1 kadarı
da erkeklerde görülür. Kişinin yakın akrabalarında meme kanseri öyküsü varsa
risk iki misli artmaktadır. Bir memede kanser varsa ikinci memede kanser
gelişme riski oldukça fazladır. Erken adet görme ve geç menopoz da risk
artırıcı sebeplerdir. Hiç doğum yapmamış kadınlar, meme kanseri açısından
riskli gruba girerler. İlk doğum yaşı otuz ve üzerinde olan kadınlarda meme
kanseri riski, ilk doğum yaşı yirmi olan kadınlara göre 4-5 kat daha fazladır.
Beyaz ırka ait kadınlarda meme kanseri, siyah ırka mensup olanlardan daha
fazladır. 20 yaşından sonra kendi kendine meme muayenesine başlanmalıdır.
Kadının yaşına göre uygulanabilecek erken tanı yöntemleri; kendi kendine meme
muayenesi, klinik muayene, ultrasonografi ve mamografidir. Klinik muayene
sırasında bir anormallik saptanmamışsa; her kadının 20-40 yaşları arasında 3
yılda 1, 40 yaşından sonra ise her yıl klinik muayene almaları gerekir. Food
and Drug Administration’a (FDA) göre, 50 yaşın üzerindeki kadınlarda bulunan
kitlelerin %85-90’ının hissedilebilir büyüklüğe ulaşmasından 2 yıl önce
mamografi ile belirlenebileceği tahmin edilmektedir. Mamografi sayesinde ele
gelmeyen kitleler saptanır, küçük meme kanserlerini çevre dokulara yayılmadan
saptamak mümkün olur, kanseri ele gelir boyuttan 2 yıl önce saptayabilir ve biyopsi
alanını belirler. Mamografi, tarama amacıyla yapıldığında çok erken evrede
kanserli hastayı saptar.” diye konuştu.
Konuşmasının devamında
kolorektal kanser taramalarına değinen Doç. Dr. Selim Yalçın, bu hastalığın
erken dönemde tespit edilmesinin hayati önem taşıdığını vurgulayarak,
“Kolorektal kanser taramaları, hastalığı henüz belirti vermeden
yakalayabilmemiz açısından son derece önemlidir. Özellikle 50–70 yaş
aralığındaki kadın ve erkek bireylerde her iki yılda bir gaitada gizli kan
testi yapılmasını öneriyoruz. Ailesinde kolorektal kanser öyküsü bulunan
bireylerde ise bu süreci daha erken, 40 yaşından itibaren başlatmak
gerekmektedir.” dedi.
Aynı yaş grubundaki
bireyler için kolonoskopinin de önemli bir tarama yöntemi olduğunu belirten
Doç. Dr. Yalçın, “Bunun yanı sıra 50–70 yaş aralığında yer alan bireylerde 10
yılda bir kolonoskopi yapılması önerilmektedir. Bu yöntemler sayesinde
hastalığı daha ortaya çıkmadan, yani belirti vermeden tespit edebilmekteyiz. Bu
da erken müdahale şansını önemli ölçüde artırmaktadır.” ifadelerini kullandı.
Tarama Programları ve Mücadelede Etkili Yöntemler
Erken teşhisin kanserle
mücadelede belirleyici rol oynadığını vurgulayan Doç. Dr. Selim Yalçın,
“Kolorektal kanser, erken evrede teşhis edildiğinde büyük ölçüde tedavi
edilebilen bir hastalıktır. Erken tanı sayesinde sadece ölüm oranlarını değil,
hastalığa bağlı gelişen komplikasyonları da ciddi oranda azaltabiliyoruz. Aynı
zamanda tedavi süreçleri daha kısa sürmekte ve daha az maliyetli olmaktadır.”
şeklinde konuştu. Hastalığın çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebildiğine
dikkat çeken Yalçın, “Bu nedenle kolorektal kanseri henüz asemptomatik evrede,
yani belirti ortaya çıkmadan yakalayabilmek için düzenli tarama programlarına
katılım büyük önem taşımaktadır.” dedi.
Tarama yöntemlerine
ilişkin de bilgi veren Doç. Dr. Selim Yalçın, “Kolorektal kanser taramalarında
gaitada gizli kan testi, sigmoidoskopi, kolonoskopi ve çeşitli görüntüleme
yöntemlerini kullanıyoruz. Bu yöntemler sayesinde hastalığı erken evrede tespit
etmek mümkün olmakta, böylece kanserden kaynaklı ölümlerin önüne
geçilebilmektedir.” ifadelerini kullandı.
Son olarak, Türkiye’de yürütülen kanser tarama programlarına değinen Doç. Dr. Yalçın, “Ülkemizde kolorektal, meme ve serviks kanserlerine yönelik düzenli tarama programları uygulanmaktadır. Kolorektal kanser için 50–70 yaş aralığında iki yılda bir gaitada gizli kan testi yapılmaktadır. Meme kanserinde 40–69 yaş arası kadınlara iki yılda bir mamografi önerilirken, serviks kanserinde 30–65 yaş arası kadınlara beş yılda bir smear ve HPV testi yapılmaktadır. Bu programlara düzenli katılım, erken teşhis açısından büyük önem taşımaktadır.” dedi.


Programın sonunda Bilim
İletişiminden Sorumlu Rektör Danışmanı, Bilim İletişimi Ofisi Koordinatörü ve
Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Nuray Öztürk,
değerli katkılarından dolayı Doç. Dr. Selim Yalçın’a bir fincan seti takdim
etti.



Program, toplu fotoğraf
çekimi ile sona erdi.