Üniversitemiz Bilgi Profesyonelleri Topluluğu tarafından ÜNİDES Kapsamında “Dijital Vicdan ve Bibliyoterapi” Konulu Konferans Düzenlendi
Üniversitemiz Bilgi Profesyonelleri Topluluğu tarafından Gençlik ve Spor
Bakanlığı Üniversite Öğrenci Toplulukları İş Birliği ve Destek Programı
(ÜNİDES) kapsamında “Dijital Vicdan ve Bibliyoterapi” konulu konferans
düzenlendi.
Yahya Kemal Konferans Salonu’nda yapılan konferansa Rektör Yardımcımız
Prof. Dr. Erol Yılmaz, İnsan ve Toplum Bilimleri Dekanı Prof. Dr. Abdussamed
Yeşildağ, İslami İlimler Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Fatıma Zeynep
Belen, Bilgi Profesyonelleri Topluluğu Akademik Danışmanı Dr. Öğr. Üyesi Ali
Kavak, Üniversitemiz Gençlik Ofisi personeli Yasemin Çiğdem Ergen, akademik ve
idari personelimiz ile öğrencilerimiz katıldı.

Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programın açılış konuşmasını Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Erol Yılmaz yaptı.
Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Erol Yılmaz, “Çok kıymetli Dekan Hocam,
kıymetli hocalarım, bölüm hocalarım, Genç Ofisimizin kıymetli yöneticisi ve
meslektaşlarım, yeni bir ÜNİDES etkinliğindeyiz. Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü
Bilgi Profesyonelleri Topluluğunun etkinlikleri çerçevesinde artık burada özel
bir alan oluşacak. Kurulduğu günden beri yaptığı çalışmalarla her gün üstüne
koyan bir topluluktan bahsediyoruz. Fakültemizin görünür yüzü olma konusunda
iddiasını her yeni etkinlikte biraz daha pekiştiren bir topluluk. Artık bu gücü
ve birikimi sadece Kütüphane Topluluğu değil, Fakültemizin ve Üniversitemizin
diğer topluluklarıyla bir araya getirmenin zamanı geldi. Biz tabii buraya
gelmekten ve burada yer almaktan mutluyuz. Gönül istiyor ki diğer
topluluklarımızın ÜNİDES başarısı gibi etkinliklerine de katılalım. İnşallah
onu da ileriki zamanlarda yapacağız. Bu anlamda öncelikle topluluğumuzu
tebrikle başlayayım. Tabii bu etkinliğin Kütüphane Haftası’na denk gelmiş
olması da ayrıca güzel. Rami Kütüphanesi'nde diğer topluluklarla, öğrenci
arkadaşlarınızla ve hocalarınızla buluşacaksınız. Ali Hocam'ın liderliğinde ve Kağan'ın
desteğiyle inşallah sağlıkla sıhhatle gidip başarılı bir şekilde etkinliğinizi
gerçekleştirip gelirsiniz. Biz yönetim olarak da üstüne koya koya gittiğinizin
farkındayız. Zaten kütüphanecilik camiasında da bu görünürlüğünüzün nazara
gelmesinden korkuyorum. Yani birbirinizin üstüne Felak, Nas ve İhlas surelerini
sürekli okuyun. Hakikaten dost görünümlüler içinde bile içinde bile maalesef
ellerinin birinde hançerle gezenler vardır. Ama meyveli ağaç taşlanır. Siz bu
çizgiyi Üniversitemizin geneline yaymaya çalışın. Sizi tebrik ediyorum. Tabii
paydaşlarımız var. Bu etkinlikler, gerek Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümleri
gerekse de bizzat Gençlik ve Spor Bakanlığının sağladığı imkânlar çerçevesinde
gerçekleşiyor. Dolayısıyla Genç Ofisi yöneten paydaşımızın şahsında Bakanlığa
teşekkürlerimizi iletiyoruz. Şimdi konu, güzel bir şekilde ‘İyileştiren
Kütüphaneler’ temasının olduğu bir haftaya denk geldi. Sürekli olarak kütüphanelerin
bu yönüne yani bir iyileştirme ve geliştirme haline vurgu yapılıyor. Bazı
programlarda da gördüğüm üzere bizzat bibliyoterapi üzerine konuşmalar
gerçekleşmiş. Bizim bugünkü konuğumuz İslami İlimler Fakültesi Dekan Yardımcısı
Doç. Dr. Fatıma Zeynep Belen Hocamız. Engelsiz Yaşam Birimi Koordinatörlüğünü
de başarıyla sürdüren Fatıma Hocam bibliyoterapi ve vicdan hakkında konuşacak.
Kendisinin bibliyoterapi konusunda doktora tezi vardır. Vicdan deyince de
aklımıza hemen manevi boyut gelir. Dolayısıyla İslami İlimler Fakültemizde
öğretim üyesi olan bir hocamızın ikisini birleştirip konuşması çok daha uygun
olacak. Dolayısıyla da hiç düşünmeden biz Fatıma Hocam'ın konuşmasını rica
ettik. ÜNİDES'teki projenin tam adı: “Dijital Vicdan ve Bibliyoterapi; Bilgi
Profesyoneleri İçin Etik Farkındalık ve Dijital İyilik Hali.” Gördüğünüz gibi
birden çok anahtar terimle tanımlayabileceğimiz bir konu var ortada. Dijital
vicdan, etik, bilgi profesyonelleri, farkındalık ve iyilik hali. Bunların hepsi
bir projede buluştu. Bilgi profesyonelleri içindeyiz. Çoğunluk itibariyle
dijital bir dünyaya doğan siz dijital yerlilerin içinde bulunduğu hali, aslında
hatta kısmen paradoksal hali ortaya koyan bir durum var. Gerçeğiz, birbirimizi
görebiliyoruz ve dokunabiliyoruz. Reel bir hayattan, bir hakikat ortamından
bahsediyoruz. Ama diğer yandan tamamen sanal, dokunulmayan ve görünmez bir
evrende yaşanan bir hayattan bahsediyoruz. İnsanın zihni, gönlü ve ruhu da
dolayısıyla o gerçeklikle, yani hakikatle sanal arasında gidip geliyor.
Dolayısıyla aynı zamanda çelişkiler yaşıyoruz. Fatıma Hocamız bibliyoterapinin
detaylarını bize inşallah güzelce anlatacak.” dedi.
Bibliyoterapi ve vicdan kavramlarının kişisel ve mesleki hayata yansıyan
yönlerine dikkat çeken Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Erol Yılmaz,
“Bibliyoterapi, bilgiyle ve kitapla iyileşme diyebileceğimiz interdisiplinler
bir konu. Yani sadece bilgi ve belge yönetimi alanının değil; eğitimcilerin,
İslami ilimler alanı uzmanlarının, felsefecilerin, psikiyatrların ve
psikologların üstünde çalıştığı ve elbette yine sadece bizim ülkemizde değil
dünyada en öndeki popüler konulardan bir tanesidir. Dolayısıyla bibliyoterapi
birden çok alanın ilgilendiği bir konudur. Bizim doğrudan mesleğimizin
göbeğinde duran bir konu. Ben daha çok işin içerisinde yapay zekânın,
sanallığın olduğu tırnak içinde hakikatin ötesinde sanal bir ortamda yaşanıyor
olması çerçevesinde vicdan ve etik konusuna yoğunlaşmak istiyorum. Vicdan
dediğimiz aslında erdem kavramının içerisinde yer alan, insanı insan yapan,
insanı diğer canlılardan ayıran bir manevi duygu durumu, bir histir. Yaşayan
dille söyleyecek olursak birisi çok güzel bir iş yaptığında ‘Çok vicdanlı bir
adam’ deriz. Akılla, inançla ve iyilikle açıklanmayacak bir durumla
karşılaştığımızda da ‘Vay vicdansız vay’ deriz. Dolayısıyla vicdan dediğimizde,
insanlık düzeyiyle doğrudan bağlantısı olan bir kavramdan bahsediyoruz. İnsanı
insan yapan, beşerden alıp insan olma sürecindeki o kemalat sürecindeki en
değerli, belki de birinci sıradaki şey vicdandır. İyilik hali denilince daha
çok fiziksel şeyler akla gelir. Yani sağlığımız iyiyse iyi olduğumuzu söyleriz
ama aslında vurgulanmak istenen sadece fiziksel sağlığımız değildir. İşin
psikolojik, hatta sosyolojik boyutu ve toplumsal boyutu vardır. Aslında hem
bedensel, hem fiziksel, hem sosyal boyutuyla birlikte iyilik halidir. Dijital
göçmenler olan benim kuşağım ve çoğunluk itibariyle sizlerden oluşan dijital
yerliler olarak dijital evrende iyilik halimizi etkileyen durumlar var. Gerek
hizmet verenler, gerekse hizmet alanlar açısından iyilik halimizi etkileyen
ortamlar söz konusu. Sanal ortamdaki her hamlemizde bir dijital ayak izi
bırakıyoruz ama tek başımıza olduğumuzu zannediyoruz. Dolayısıyla o sanallık
içerisinde bize sunulan, önemli bir kısmını helal, iyilik ve vicdan
kavramlarıyla açıklayamayacağımız seçenekler içerisinde bazen savrulabiliyoruz.
İşte o savrulmalar içerisinde nasıl ayakta kalabiliriz? Nasıl iyilik halimizi
koruyabiliriz? Burada bibliyoterapi ne kadar işe yarar? Ne kadar çözüm
sunabilir bize? O sanal ortam dediğimiz yerde öylesine vahşi bir ortamın
içerisindeyiz ki en dirayetlimiz bile nefsiyle baş başa kaldığında acaba
kendini ne kadar koruyabiliyor? Haber kanallarını açtığımızda artık 5N bir 1K
diliyle söyleyecek olursak daha çok kanın aktığı, daha çok heyecanın olduğu,
daha çok mağdurun olduğu şeyler özel olarak seçilerek servis ediliyor. Böyle bir
ortamın içerisinde profesyonelleri boyutuna geçtiğimizde işte böyle bir ortamda
bilgi profesyonelleri nasıl bir davranış sergileyecek? Etik kavramı, burada
devreye giriyor. Etik ve ahlak kavramlarının iç içeliğini söylemeye gerek yok.
Ahlak daha çok toplumsal anlamda sosyal hayatta karşılaştığımız ve
kullandığımız, içerisinde maneviyatın yani din kurumunun çok ciddi şekilde yer
aldığı bir olgudur. Bunun sahaya, sektöre, profesyonelliğe ve mesleklere
yansımasını düşündüğümüzde de meslek etiği, mesleki etik gibi kavramlar
karşımıza çıkıyor. Bir dersimizde iyi insan kavramı üzerine sizlerle
konuşmuştuk ve bu kavramın sizlerde neler çağrıştırdığını tahtaya yazmıştık.
Peki, iyi kütüphaneci, iyi bilgi ve belge yöneticisi kimdir? Genel anlamda
nasıl olmalı? Hizmeti verirken yani ofiste çalışırken mesleği ile ilgili bir
durumu karşısındaki insana yüz yüze veya bilgisayar aracılığıyla aktarırken
nasıl bir tavır sergilemeli? Nasıl bir davranış içerisinde yer almalı? İşte
içinde bulunduğumuz dijital ortam, bizim gerçekten ahlaklı bir meslek elemanı
olup olmayacağımız konusunda sıkça kendimizi kontrol etmemizi, sıkça soru
sormamızı, kendimizi hatta etrafımızı kontrol etmemizi gerektiren böyle zorlu
bir ortamdır. Bu ortam içerisinde sizler bu hizmeti vereceksiniz. Bizim
öğrencilik yıllarımızda ya da mesleğe başladığımız ilk yıllarda bilgisayar ve
internet yoktu. Bilgisayarın daha yeni ayak izleri vardı ama internet yoktu. Bu
kadar geniş bir bilgi ortamı yoktu. Biz etik, mesleki etik ve ahlakilik
anlamında başka şeyleri konuşurduk. Şu anda çok daha başka bir dünyada
yaşıyorsunuz. Fiziken varsınız. Kullanıcılarınız var. Kaynakları hazırlama
ortamı dijital. Kaynakların önemli bir kısmı dijital. Burada doğru davranışı
nasıl sergileyebiliriz? Nasıl vicdanlı davranmış olacaksınız? Mesleki
vicdan, bir iş yaparken sizi rahatsız
edebilmeli. Somut bir örnekle bitireyim. Kataloglama ve sınıflama yani bilginin
düzenlenmesi çalışması yaparken, teknik okumalar yaparken artık yine
teknolojinin verdiği imkânlarla bazen başka bilgi merkezlerinden transfer
edebiliyoruz. Ama bir kitabı, bir tezi veya bir makaleyi tanımlarken teknik
okumayı sağlıklı yapıp örneğin yedi tane anahtar kelimeyle tanımlayabilecekken
tamamen vicdansızca yaklaşıp kendinize zaman ayırmak, internette daha fazla
vakit geçirmek, arkadaşınızla daha fazla muhabbet edebilmek için üç anahtar
terimle tanımladığınızda aslında diğer dört anahtar terimle de ulaşılabilecek
bir eserin ulaşılamamasına sebep olacaksınız. Kütüphane ve dokümantasyon daire
başkanları, kütüphane müdürleri tek tek o kitapları, o tezleri nasıl
dizinlediğinizi, kataloglamasını ve sınıflamasını nasıl yaptığınızı kontrol
edemez. İşte o zaman vicdanınız devreye girecek. Yapay zekâ ortamında
yaptığınız işleri fark ettiğimizi size söylüyoruz. Yapay zekâdan faydalandığını
dürüstçe söyleyenlere çok fazla eleştiri getirmiyoruz ya da daha az eleştiri
getiriyoruz. Kendi kariyerimden somut bir örnek vereyim. Aşağı yukarı yedi
sekiz sene şu anda ismi Ulusal Tez Merkezi olan Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK)
Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığında görev yaptığım sürede tıp ve
sağlık bilimleri tezleri bizim üç arkadaşımızın alanıydı. Özellikle bir
arkadaşımla birlikte tezleri okuduğumuzda hangi anahtar terimlerin verilmesi
veya verilmemesi hususunda uzun süre konuşurduk. Çünkü Google'dan, nüfustan bir
sorgulama yapsanız eminim on binlerce Erol Yılmaz çıkar karşınıza. Ama bizim
muradımız ne? Bu Erol Yılmaz'a erişmek. Bu Erol Yılmaz'a erişmek için on yedi
tane anahtar terime ihtiyacınız varsa on altı tanesini verip bir tanesini
vermediğinizde belki yirmi yedi bin tane Erol Yılmaz ile uğraşacaksınız. Ama
siz bu Erol Yılmaz'ı arıyorsunuz. Yüksek lisans tezi, doktora tezi
hazırlayacağınızı düşünün. Ulusal Ulusal Tez Merkezinin sayfasına girdiniz.
Hocanızla birlikte karar verdiğiniz anahtar terimlerle sorgulama yapıyorsunuz.
Aslında orada çıkması gereken tezler sizin eksik bıraktığınız anahtar
terimlerden dolayı çıkmıyor. Dört sene emek vererek doktora tezinizi
hazırlıyorsunuz. Jüriye girdiğinizde tez çalışılmış diye önünüze fırlatılıyor.
O bir tane anahtar terim ne anlama geliyor? Bir kişinin ömrünün dört senesini
almak anlamına geliyor. Basit bir şey değil. Vicdansızlık mı? Evet,
vicdansızlığın alasıdır. Biz işte arkadaşımla bazen bir terim için bir gün
tartıştığımızı biliriz. Eş anlamlısını mı kullanalım? Ondan ona gönderme mi
yapalım? Bunun yerine şunu mu kullanalım? Sadece içindekiler sayfasıyla
yetinmeyelim. Ön sözünü, özetini, sonuç bölümünü de okuyalım diye. Siz şimdi
çok daha vahşi bir ortamda bu işi yapacaksınız. Bir tarafta teknolojinin size
verdiği imkânlar, bir tarafta vicdanınızın sesi. İkisinin arasında insaniliği,
vicdaniliği atlamadığınız sürece iki cihanda mutlu olacaksınız. Şimdi dijital
vicdan ve bibliyoterapi konusunu inşallah hocamızdan dinleyeceğiz. Katılımınız
için tekrar tekrar teşekkür ederim.” şeklinde konuştu.
Program, Doç. Dr. Fatıma Zeynep Belen’in “Dijital Vicdan ve
Bibliyoterapi” konulu konferansı ile devam etti.
Doç. Dr. Fatıma Zeynep Belen, “Sayın Rektör Yardımcım, Sayın Dekanım,
değerli hocalarımız ve sevgili öğrencilerimiz, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün size dijital vicdan ve bibliyoterapi hakkında bilgilendirme yapacağım.
Projenizi tebrik ederim. Gerçekten çok güzel bir proje. Terim olarak vicdan
insanın içinde bulunan ahlâkî otorite, ahlâkî değerler ve eylemler hakkında
hüküm verme ve yargılama yeteneğini ifade eder. Vicdan, kişiyi kendi
davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten, kişinin kendi ahlak değerleri
üzerine dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan duygudur. Biz
vicdandan bahsettiğimizde, bir davranışta bulunduğumuzda onun arkasında çok
sayıda motive kaynağı ve o davranışı yapmaya iten başka etkenlerden
bahsedebiliriz. Esas olan, insanın kararlarını özgür olarak verebilmesidir.
Burada dini literatüre baktığımız zaman, nefis ve benlik kavramından
bahsedebiliriz. Nefsin de tasavvuf literatüründe nefs-i emmare, levvame, mutmainne,
mülhime, raziye ve marziyye gibi mertebeleri vardır. Vicdan ile dini
bağdaştırdığımız zaman din psikolojisi açısından yaratıcı aşkın bir varlıkla
bağ kurmanın altını çizebiliriz. Allah, beni her an her yerde görüyor ve
yaptığımın ilahi anlamda aşkın varlıkla olan bağlantımda bir karşılığı var.
Dijital dünyada bizi kurtaracak olan şey; yaratıcının bizi her an her yerde
görmesi ve bizim yaptığımız her eylemde hesap vereceğimizi biliyor olmamızdır.
Vicdanın kaynağını aşkın varlıkla kurulan bağ ve hesap verilebilirlik olarak
açıklayabiliriz. Dijital vicdan kavramı da 2025 yılında kullanılan bir kavram.
Vicdan, TDK’ye göre ‘kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya
iten, kişinin kendi ahlak değerleri üzerine düşünmesini sağlayan duygu’ olarak
tanımlanır. Ancak dijital çağda bu kavram farklı bir boyut kazanmıştır.
İnsanlar çoğu zaman gerçek hayatta sorumluluk almadıkları ya da almak
istemedikleri konularda, sosyal medyada bir paylaşım ya da beğeniyle
‘vicdanlarını rahatlatma’ eğilimine girmektedir. Bu durum, bireysel duyarlılığı
pasifize ederek vicdanı ‘tıklanabilir bir işlem’e indirgemektedir. Beğeni,
paylaşım ve yorum yapan bireyler bir ‘tıklama’ aracılığıyla insani görevlerini
yerine getirdiğini hissetmektedir. Merhamet ve insaf duygusunu ise sembolik
görünürlükle sınırlamaktadır. Bu nedenle ‘dijital vicdan’ kavramı, çağımızda
vicdanın dijital ortamda aldığı bu yeni, çoğu zaman yanıltıcı işlevi anlatan
gerekli bir kavram olarak dilimizde yerini almalıdır. Mesela Gazze ve Doğu
Türkistan gibi kamuoyunun önünde gerçekleşen insanlık dramlarında, ilgili
konunun sosyal medya içeriğini beğenmek ve hatta bu durumlar için ‘içerik
üretmek’, o olayın gerçekliğini bozarak, bireyde sanal bir vicdani rahatlama
yaratarak, bireyi sosyal ve bireysel sorumluluktan uzak tutmaktadır. Dijital
vicdan, insanları somut gerçekler karşısında, somut çözümler üretmekten
alıkoyarak, sorun alanının genişlemesine ve derinleşmesine neden olmaktadır.”
dedi.
Ünlü psikologlara göre vicdan tanımı, Kohlberg’e göre gelenek öncesi, geleneksel ve gelenek sonrası vicdan basamakları, bibliyoterapi çeşitleri, bibliyoterapinin psikolojik danışma ve psikoterapi kuramlarıyla ilişkisi, yurt dışında yapılan bibliyoterapi araştırmaları ve bibliyoterapi vaka örnekleri hakkında açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Fatıma Zeynep Belen, konuşmasının devamında manevi metinlerle yapılandırılmış bibliyoterapi hakkında bilgi verdi. Doç. Dr. Belen, “Manevi bakım, Türkiye’de din psikolojisinde yeni gelişmekte olan bir alandır. Manevi bakım uygulamalarında kullanılan tekniklerden birisi de bibliyoterapidir. Din psikolojisi alanında ise bibliyoterapi çalışmalarının çok az olduğu görülmektedir. Doğu kültürü bibliyoterapi için zengin bir tarih ve malzemeye sahiptir. Bu zengin mirasın içinde Anadolu ve Türk kültürünün (Kur’an-ı Kerim, hadisler, Ahmet Yesevi, Mevlana, Hacı Bayram Veli, Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Nasrettin Hoca…) özel bir yeri vardır. Bu çalışma, din psikolojisi alanında Türk-İslam kültürünün yüzyıllardır beslendiği manevi metinler ile yapılandırılmış bibliyoterapinin uygulanması açısından önemli görülmektedir. Araştırmamız bu konuda yapılan ilk çalışmalar arasında yer almaktadır. İlk insanın yaratılışından bugüne kadar olan süreçte Allah, insanlara sahifeler ya da kitaplar göndererek ilahi rehberlik yapmıştır. Son kutsal kitap Kur’an-ı Kerim’in ilk emri ‘oku’ emridir. Bu bağlamda, Türk-İslam medeniyeti okuma kültürü üzerine inşa edilmiştir. Bibliyoterapinin ülkemiz için yeni ve çok fazla çalışılmamış bir alan olduğu söylenebilir. Bu bağlamda, bibliyoterapi tekniğinde kullanılabilecek zengin kültürel mirasın manevi danışmanlıkta nasıl kullanılabileceğine dair bir araştırmaya ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. ‘Manevi danışmanlıkta, bibliyoterapi tekniği nasıl uygulanabilir?’ sorusu araştırmanın problem cümlesidir. Manevi metinlerle yapılandırılmış bibliyoterapi uygulamasına katılan bireylerde, bu uygulamaya katılmayan bireylere göre algılanan stres düzeylerinde düşme olacaktır. Manevi metinlerle yapılandırılmış bibliyoterapi uygulamasına katılan bireylerde, bu uygulamaya katılmayan bireylere göre olumlu dini başa çıkma düzeylerinde yükselme olurken, olumsuz dini başa çıkma düzeylerinde düşme olacaktır. Olumsuz dini başa çıkma düzeyi arttıkça katılımcıların algılanan stres düzeylerinde artma olacaktır. Olumlu dini başa çıkma düzeyi yükseldikçe katılımcıların algılanan stres düzeyinde düşme olacaktır. Peygamberimizin (s.a.v) yaşamı bibliyoterapi metinlerinde iki şekilde kullanılabilir: Birincisi, Allah Resulünün (s.a.v) yetim doğması, annesini çocuk yaşta kaybetmesi, bazı akrabaları tarafından kötü muamelelere maruz kalması, inandığı değerler uğruna hicret etmek zorunda kalması, evliliği, çocukları, dostları, yaşadığı acı ve kayıplar gibi konuların her biri (yaşam olayları) bibliyoterapi metnine konu olabilir. İkincisi, Peygamberimizin (s.a.v) bütün yaşamı bibliyoterapide okuma malzemesi olarak ele alınabilir. Bu bağlamda, Peygamberimizin (s.a.v) yaşamı ile özdeşim kurulabilir ve iç görü geliştirme imkânı sağlanabilir. Türk Halk Edebiyatı eserleri, manevi bakım ve danışmanlıkta bibliyoterapi metinlerinin seçiminde uygulanabilir.” dedi.
Konferans sonrasında Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Erol Yılmaz, Doç. Dr. Fatıma Zeynep Belen’e plaket ve katılım belgesi verdi..jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
