02 Nisan 2026

Üniversitemiz Bilgi Profesyonelleri Topluluğu tarafından ÜNİDES Kapsamında “Dijital Vicdan ve Bibliyoterapi” Konulu Konferans Düzenlendi

Üniversitemiz Bilgi Profesyonelleri Topluluğu tarafından Gençlik ve Spor Bakanlığı Üniversite Öğrenci Toplulukları İş Birliği ve Destek Programı (ÜNİDES) kapsamında “Dijital Vicdan ve Bibliyoterapi” konulu konferans düzenlendi.

Yahya Kemal Konferans Salonu’nda yapılan konferansa Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Erol Yılmaz, İnsan ve Toplum Bilimleri Dekanı Prof. Dr. Abdussamed Yeşildağ, İslami İlimler Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Fatıma Zeynep Belen, Bilgi Profesyonelleri Topluluğu Akademik Danışmanı Dr. Öğr. Üyesi Ali Kavak, Üniversitemiz Gençlik Ofisi personeli Yasemin Çiğdem Ergen, akademik ve idari personelimiz ile öğrencilerimiz katıldı.

Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programın açılış konuşmasını Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Erol Yılmaz yaptı. 
Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Erol Yılmaz, “Çok kıymetli Dekan Hocam, kıymetli hocalarım, bölüm hocalarım, Genç Ofisimizin kıymetli yöneticisi ve meslektaşlarım, yeni bir ÜNİDES etkinliğindeyiz. Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü Bilgi Profesyonelleri Topluluğunun etkinlikleri çerçevesinde artık burada özel bir alan oluşacak. Kurulduğu günden beri yaptığı çalışmalarla her gün üstüne koyan bir topluluktan bahsediyoruz. Fakültemizin görünür yüzü olma konusunda iddiasını her yeni etkinlikte biraz daha pekiştiren bir topluluk. Artık bu gücü ve birikimi sadece Kütüphane Topluluğu değil, Fakültemizin ve Üniversitemizin diğer topluluklarıyla bir araya getirmenin zamanı geldi. Biz tabii buraya gelmekten ve burada yer almaktan mutluyuz. Gönül istiyor ki diğer topluluklarımızın ÜNİDES başarısı gibi etkinliklerine de katılalım. İnşallah onu da ileriki zamanlarda yapacağız. Bu anlamda öncelikle topluluğumuzu tebrikle başlayayım. Tabii bu etkinliğin Kütüphane Haftası’na denk gelmiş olması da ayrıca güzel. Rami Kütüphanesi'nde diğer topluluklarla, öğrenci arkadaşlarınızla ve hocalarınızla buluşacaksınız. Ali Hocam'ın liderliğinde ve Kağan'ın desteğiyle inşallah sağlıkla sıhhatle gidip başarılı bir şekilde etkinliğinizi gerçekleştirip gelirsiniz. Biz yönetim olarak da üstüne koya koya gittiğinizin farkındayız. Zaten kütüphanecilik camiasında da bu görünürlüğünüzün nazara gelmesinden korkuyorum. Yani birbirinizin üstüne Felak, Nas ve İhlas surelerini sürekli okuyun. Hakikaten dost görünümlüler içinde bile içinde bile maalesef ellerinin birinde hançerle gezenler vardır. Ama meyveli ağaç taşlanır. Siz bu çizgiyi Üniversitemizin geneline yaymaya çalışın. Sizi tebrik ediyorum. Tabii paydaşlarımız var. Bu etkinlikler, gerek Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümleri gerekse de bizzat Gençlik ve Spor Bakanlığının sağladığı imkânlar çerçevesinde gerçekleşiyor. Dolayısıyla Genç Ofisi yöneten paydaşımızın şahsında Bakanlığa teşekkürlerimizi iletiyoruz. Şimdi konu, güzel bir şekilde ‘İyileştiren Kütüphaneler’ temasının olduğu bir haftaya denk geldi. Sürekli olarak kütüphanelerin bu yönüne yani bir iyileştirme ve geliştirme haline vurgu yapılıyor. Bazı programlarda da gördüğüm üzere bizzat bibliyoterapi üzerine konuşmalar gerçekleşmiş. Bizim bugünkü konuğumuz İslami İlimler Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Fatıma Zeynep Belen Hocamız. Engelsiz Yaşam Birimi Koordinatörlüğünü de başarıyla sürdüren Fatıma Hocam bibliyoterapi ve vicdan hakkında konuşacak. Kendisinin bibliyoterapi konusunda doktora tezi vardır. Vicdan deyince de aklımıza hemen manevi boyut gelir. Dolayısıyla İslami İlimler Fakültemizde öğretim üyesi olan bir hocamızın ikisini birleştirip konuşması çok daha uygun olacak. Dolayısıyla da hiç düşünmeden biz Fatıma Hocam'ın konuşmasını rica ettik. ÜNİDES'teki projenin tam adı: “Dijital Vicdan ve Bibliyoterapi; Bilgi Profesyoneleri İçin Etik Farkındalık ve Dijital İyilik Hali.” Gördüğünüz gibi birden çok anahtar terimle tanımlayabileceğimiz bir konu var ortada. Dijital vicdan, etik, bilgi profesyonelleri, farkındalık ve iyilik hali. Bunların hepsi bir projede buluştu. Bilgi profesyonelleri içindeyiz. Çoğunluk itibariyle dijital bir dünyaya doğan siz dijital yerlilerin içinde bulunduğu hali, aslında hatta kısmen paradoksal hali ortaya koyan bir durum var. Gerçeğiz, birbirimizi görebiliyoruz ve dokunabiliyoruz. Reel bir hayattan, bir hakikat ortamından bahsediyoruz. Ama diğer yandan tamamen sanal, dokunulmayan ve görünmez bir evrende yaşanan bir hayattan bahsediyoruz. İnsanın zihni, gönlü ve ruhu da dolayısıyla o gerçeklikle, yani hakikatle sanal arasında gidip geliyor. Dolayısıyla aynı zamanda çelişkiler yaşıyoruz. Fatıma Hocamız bibliyoterapinin detaylarını bize inşallah güzelce anlatacak.” dedi.

Bibliyoterapi ve vicdan kavramlarının kişisel ve mesleki hayata yansıyan yönlerine dikkat çeken Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Erol Yılmaz, “Bibliyoterapi, bilgiyle ve kitapla iyileşme diyebileceğimiz interdisiplinler bir konu. Yani sadece bilgi ve belge yönetimi alanının değil; eğitimcilerin, İslami ilimler alanı uzmanlarının, felsefecilerin, psikiyatrların ve psikologların üstünde çalıştığı ve elbette yine sadece bizim ülkemizde değil dünyada en öndeki popüler konulardan bir tanesidir. Dolayısıyla bibliyoterapi birden çok alanın ilgilendiği bir konudur. Bizim doğrudan mesleğimizin göbeğinde duran bir konu. Ben daha çok işin içerisinde yapay zekânın, sanallığın olduğu tırnak içinde hakikatin ötesinde sanal bir ortamda yaşanıyor olması çerçevesinde vicdan ve etik konusuna yoğunlaşmak istiyorum. Vicdan dediğimiz aslında erdem kavramının içerisinde yer alan, insanı insan yapan, insanı diğer canlılardan ayıran bir manevi duygu durumu, bir histir. Yaşayan dille söyleyecek olursak birisi çok güzel bir iş yaptığında ‘Çok vicdanlı bir adam’ deriz. Akılla, inançla ve iyilikle açıklanmayacak bir durumla karşılaştığımızda da ‘Vay vicdansız vay’ deriz. Dolayısıyla vicdan dediğimizde, insanlık düzeyiyle doğrudan bağlantısı olan bir kavramdan bahsediyoruz. İnsanı insan yapan, beşerden alıp insan olma sürecindeki o kemalat sürecindeki en değerli, belki de birinci sıradaki şey vicdandır. İyilik hali denilince daha çok fiziksel şeyler akla gelir. Yani sağlığımız iyiyse iyi olduğumuzu söyleriz ama aslında vurgulanmak istenen sadece fiziksel sağlığımız değildir. İşin psikolojik, hatta sosyolojik boyutu ve toplumsal boyutu vardır. Aslında hem bedensel, hem fiziksel, hem sosyal boyutuyla birlikte iyilik halidir. Dijital göçmenler olan benim kuşağım ve çoğunluk itibariyle sizlerden oluşan dijital yerliler olarak dijital evrende iyilik halimizi etkileyen durumlar var. Gerek hizmet verenler, gerekse hizmet alanlar açısından iyilik halimizi etkileyen ortamlar söz konusu. Sanal ortamdaki her hamlemizde bir dijital ayak izi bırakıyoruz ama tek başımıza olduğumuzu zannediyoruz. Dolayısıyla o sanallık içerisinde bize sunulan, önemli bir kısmını helal, iyilik ve vicdan kavramlarıyla açıklayamayacağımız seçenekler içerisinde bazen savrulabiliyoruz. İşte o savrulmalar içerisinde nasıl ayakta kalabiliriz? Nasıl iyilik halimizi koruyabiliriz? Burada bibliyoterapi ne kadar işe yarar? Ne kadar çözüm sunabilir bize? O sanal ortam dediğimiz yerde öylesine vahşi bir ortamın içerisindeyiz ki en dirayetlimiz bile nefsiyle baş başa kaldığında acaba kendini ne kadar koruyabiliyor? Haber kanallarını açtığımızda artık 5N bir 1K diliyle söyleyecek olursak daha çok kanın aktığı, daha çok heyecanın olduğu, daha çok mağdurun olduğu şeyler özel olarak seçilerek servis ediliyor. Böyle bir ortamın içerisinde profesyonelleri boyutuna geçtiğimizde işte böyle bir ortamda bilgi profesyonelleri nasıl bir davranış sergileyecek? Etik kavramı, burada devreye giriyor. Etik ve ahlak kavramlarının iç içeliğini söylemeye gerek yok. Ahlak daha çok toplumsal anlamda sosyal hayatta karşılaştığımız ve kullandığımız, içerisinde maneviyatın yani din kurumunun çok ciddi şekilde yer aldığı bir olgudur. Bunun sahaya, sektöre, profesyonelliğe ve mesleklere yansımasını düşündüğümüzde de meslek etiği, mesleki etik gibi kavramlar karşımıza çıkıyor. Bir dersimizde iyi insan kavramı üzerine sizlerle konuşmuştuk ve bu kavramın sizlerde neler çağrıştırdığını tahtaya yazmıştık. Peki, iyi kütüphaneci, iyi bilgi ve belge yöneticisi kimdir? Genel anlamda nasıl olmalı? Hizmeti verirken yani ofiste çalışırken mesleği ile ilgili bir durumu karşısındaki insana yüz yüze veya bilgisayar aracılığıyla aktarırken nasıl bir tavır sergilemeli? Nasıl bir davranış içerisinde yer almalı? İşte içinde bulunduğumuz dijital ortam, bizim gerçekten ahlaklı bir meslek elemanı olup olmayacağımız konusunda sıkça kendimizi kontrol etmemizi, sıkça soru sormamızı, kendimizi hatta etrafımızı kontrol etmemizi gerektiren böyle zorlu bir ortamdır. Bu ortam içerisinde sizler bu hizmeti vereceksiniz. Bizim öğrencilik yıllarımızda ya da mesleğe başladığımız ilk yıllarda bilgisayar ve internet yoktu. Bilgisayarın daha yeni ayak izleri vardı ama internet yoktu. Bu kadar geniş bir bilgi ortamı yoktu. Biz etik, mesleki etik ve ahlakilik anlamında başka şeyleri konuşurduk. Şu anda çok daha başka bir dünyada yaşıyorsunuz. Fiziken varsınız. Kullanıcılarınız var. Kaynakları hazırlama ortamı dijital. Kaynakların önemli bir kısmı dijital. Burada doğru davranışı nasıl sergileyebiliriz? Nasıl vicdanlı davranmış olacaksınız? Mesleki vicdan,  bir iş yaparken sizi rahatsız edebilmeli. Somut bir örnekle bitireyim. Kataloglama ve sınıflama yani bilginin düzenlenmesi çalışması yaparken, teknik okumalar yaparken artık yine teknolojinin verdiği imkânlarla bazen başka bilgi merkezlerinden transfer edebiliyoruz. Ama bir kitabı, bir tezi veya bir makaleyi tanımlarken teknik okumayı sağlıklı yapıp örneğin yedi tane anahtar kelimeyle tanımlayabilecekken tamamen vicdansızca yaklaşıp kendinize zaman ayırmak, internette daha fazla vakit geçirmek, arkadaşınızla daha fazla muhabbet edebilmek için üç anahtar terimle tanımladığınızda aslında diğer dört anahtar terimle de ulaşılabilecek bir eserin ulaşılamamasına sebep olacaksınız. Kütüphane ve dokümantasyon daire başkanları, kütüphane müdürleri tek tek o kitapları, o tezleri nasıl dizinlediğinizi, kataloglamasını ve sınıflamasını nasıl yaptığınızı kontrol edemez. İşte o zaman vicdanınız devreye girecek. Yapay zekâ ortamında yaptığınız işleri fark ettiğimizi size söylüyoruz. Yapay zekâdan faydalandığını dürüstçe söyleyenlere çok fazla eleştiri getirmiyoruz ya da daha az eleştiri getiriyoruz. Kendi kariyerimden somut bir örnek vereyim. Aşağı yukarı yedi sekiz sene şu anda ismi Ulusal Tez Merkezi olan Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığında görev yaptığım sürede tıp ve sağlık bilimleri tezleri bizim üç arkadaşımızın alanıydı. Özellikle bir arkadaşımla birlikte tezleri okuduğumuzda hangi anahtar terimlerin verilmesi veya verilmemesi hususunda uzun süre konuşurduk. Çünkü Google'dan, nüfustan bir sorgulama yapsanız eminim on binlerce Erol Yılmaz çıkar karşınıza. Ama bizim muradımız ne? Bu Erol Yılmaz'a erişmek. Bu Erol Yılmaz'a erişmek için on yedi tane anahtar terime ihtiyacınız varsa on altı tanesini verip bir tanesini vermediğinizde belki yirmi yedi bin tane Erol Yılmaz ile uğraşacaksınız. Ama siz bu Erol Yılmaz'ı arıyorsunuz. Yüksek lisans tezi, doktora tezi hazırlayacağınızı düşünün. Ulusal Ulusal Tez Merkezinin sayfasına girdiniz. Hocanızla birlikte karar verdiğiniz anahtar terimlerle sorgulama yapıyorsunuz. Aslında orada çıkması gereken tezler sizin eksik bıraktığınız anahtar terimlerden dolayı çıkmıyor. Dört sene emek vererek doktora tezinizi hazırlıyorsunuz. Jüriye girdiğinizde tez çalışılmış diye önünüze fırlatılıyor. O bir tane anahtar terim ne anlama geliyor? Bir kişinin ömrünün dört senesini almak anlamına geliyor. Basit bir şey değil. Vicdansızlık mı? Evet, vicdansızlığın alasıdır. Biz işte arkadaşımla bazen bir terim için bir gün tartıştığımızı biliriz. Eş anlamlısını mı kullanalım? Ondan ona gönderme mi yapalım? Bunun yerine şunu mu kullanalım? Sadece içindekiler sayfasıyla yetinmeyelim. Ön sözünü, özetini, sonuç bölümünü de okuyalım diye. Siz şimdi çok daha vahşi bir ortamda bu işi yapacaksınız. Bir tarafta teknolojinin size verdiği imkânlar, bir tarafta vicdanınızın sesi. İkisinin arasında insaniliği, vicdaniliği atlamadığınız sürece iki cihanda mutlu olacaksınız. Şimdi dijital vicdan ve bibliyoterapi konusunu inşallah hocamızdan dinleyeceğiz. Katılımınız için tekrar tekrar teşekkür ederim.” şeklinde konuştu.
Program, Doç. Dr. Fatıma Zeynep Belen’in “Dijital Vicdan ve Bibliyoterapi” konulu konferansı ile devam etti.
Doç. Dr. Fatıma Zeynep Belen, “Sayın Rektör Yardımcım, Sayın Dekanım, değerli hocalarımız ve sevgili öğrencilerimiz, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bugün size dijital vicdan ve bibliyoterapi hakkında bilgilendirme yapacağım. Projenizi tebrik ederim. Gerçekten çok güzel bir proje. Terim olarak vicdan insanın içinde bulunan ahlâkî otorite, ahlâkî değerler ve eylemler hakkında hüküm verme ve yargılama yeteneğini ifade eder. Vicdan, kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten, kişinin kendi ahlak değerleri üzerine dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan duygudur. Biz vicdandan bahsettiğimizde, bir davranışta bulunduğumuzda onun arkasında çok sayıda motive kaynağı ve o davranışı yapmaya iten başka etkenlerden bahsedebiliriz. Esas olan, insanın kararlarını özgür olarak verebilmesidir. Burada dini literatüre baktığımız zaman, nefis ve benlik kavramından bahsedebiliriz. Nefsin de tasavvuf literatüründe nefs-i emmare, levvame, mutmainne, mülhime, raziye ve marziyye gibi mertebeleri vardır. Vicdan ile dini bağdaştırdığımız zaman din psikolojisi açısından yaratıcı aşkın bir varlıkla bağ kurmanın altını çizebiliriz. Allah, beni her an her yerde görüyor ve yaptığımın ilahi anlamda aşkın varlıkla olan bağlantımda bir karşılığı var. Dijital dünyada bizi kurtaracak olan şey; yaratıcının bizi her an her yerde görmesi ve bizim yaptığımız her eylemde hesap vereceğimizi biliyor olmamızdır. Vicdanın kaynağını aşkın varlıkla kurulan bağ ve hesap verilebilirlik olarak açıklayabiliriz. Dijital vicdan kavramı da 2025 yılında kullanılan bir kavram. Vicdan, TDK’ye göre ‘kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten, kişinin kendi ahlak değerleri üzerine düşünmesini sağlayan duygu’ olarak tanımlanır. Ancak dijital çağda bu kavram farklı bir boyut kazanmıştır. İnsanlar çoğu zaman gerçek hayatta sorumluluk almadıkları ya da almak istemedikleri konularda, sosyal medyada bir paylaşım ya da beğeniyle ‘vicdanlarını rahatlatma’ eğilimine girmektedir. Bu durum, bireysel duyarlılığı pasifize ederek vicdanı ‘tıklanabilir bir işlem’e indirgemektedir. Beğeni, paylaşım ve yorum yapan bireyler bir ‘tıklama’ aracılığıyla insani görevlerini yerine getirdiğini hissetmektedir. Merhamet ve insaf duygusunu ise sembolik görünürlükle sınırlamaktadır. Bu nedenle ‘dijital vicdan’ kavramı, çağımızda vicdanın dijital ortamda aldığı bu yeni, çoğu zaman yanıltıcı işlevi anlatan gerekli bir kavram olarak dilimizde yerini almalıdır. Mesela Gazze ve Doğu Türkistan gibi kamuoyunun önünde gerçekleşen insanlık dramlarında, ilgili konunun sosyal medya içeriğini beğenmek ve hatta bu durumlar için ‘içerik üretmek’, o olayın gerçekliğini bozarak, bireyde sanal bir vicdani rahatlama yaratarak, bireyi sosyal ve bireysel sorumluluktan uzak tutmaktadır. Dijital vicdan, insanları somut gerçekler karşısında, somut çözümler üretmekten alıkoyarak, sorun alanının genişlemesine ve derinleşmesine neden olmaktadır.” dedi.
Bibliyoterapi ve uygulama örnekleri hakkında bilgi veren Doç. Dr. Fatıma Zeynep Belen, “Kitaplar ile ya da okuma ile iyileşme anlamındaki bibliyoterapinin tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir. Antik Çağ’da Thebes Kütüphanesi’nde bir kitabede kütüphaneler için ‘ruhun iyileştiği yer’ ve İskenderiye kütüphanesi için de ‘zihin için ilaç’ ifadeleri yer almıştır. Bibliyoterapi ilk olarak duygusal anlamda hasta olan kişilere bir terapi türü olarak uygulanmıştır. Bugün ise, okul çocuklarından hapishanedeki yetişkinlere kadar geniş bir yelpazeyi içine almaktadır. Bibliyoterapi, hayatın çoğu problemine uyum sağlamada insanlara yardım etmenin yanı sıra; insanlar ve olaylara karşı tutum değişimini desteklemek için kullanılmaktadır. Bibliyoterapi, 19. yüzyılda Amerika’da, kitaplar birkaç akıl hastanesinde terapinin düzenli bir parçası olarak kullanılmıştır. 1840 yılında, Newyork’ta Sing Sing hapishanesinde tutuklular için bir kütüphane kurulmuştur. Samuel McChord Crothers 1916 yılında Atlantic Monthly dergisindeki makalesinde gerçek anlamda ‘bibliyoterapi’ terimine yer vermiştir. Bu makalede, sorunlu insanlar ile kitapları bir araya getiren bir teknikten bahsetmiştir. 1920’li yıllarının başında Alabama ABD Savaş Gazileri Hastanesi Kütüphane Şefi Sadie Peterson Delaney, savaş gazilerinin psikolojik ve fiziksel ihtiyaçlarının tedavisinde kitap kullanmıştır. Delaney, bibliyoterapinin birinci aşamasını ‘seçilen okuma yoluyla hastaların tedavisi’ olarak tanımlamıştır. Caroline Shrodes, 1950 yılında bibliyoterapinin psikolojik bir temeli olduğunu öne sürmüştür. Ona göre, okuyucu hayal gücü ve kuvvetli literatürün etkisi altında belirli gelişme veya uyum süreçlerine tabidir. Bibliyoterapi süreci ‘özdeşim kurma, yansıtma, dışa vurup rahatlama, katarsis ve içgörü’ gibi psikoterapinin önemli aşamalarına karşılık gelmektedir. Okuyucu kitabın karakteri ile ilgili bir sorun, ya da durum paylaştığında ‘özdeşim kurma’ ve ‘yansıtma’ oluşur. Kitabın karakteri bir sorunu, durumu ya da meseleyi giderdiğinde, ‘dışa vurup rahatlama ve katarsis’ okuyucuda ortaya çıkar. Okuyucu, durumunu yansıttığı ve karakterin çözümünü içselleştirdiğinde ‘iç görü’ meydana gelir.” ifadelerini kullandı.

“Peygamberimizin (s.a.v) yaşamı bibliyoterapi metinlerinde kullanılabilir”

Ünlü psikologlara göre vicdan tanımı, Kohlberg’e göre gelenek öncesi, geleneksel ve gelenek sonrası vicdan basamakları, bibliyoterapi çeşitleri, bibliyoterapinin psikolojik danışma ve psikoterapi kuramlarıyla ilişkisi, yurt dışında yapılan bibliyoterapi araştırmaları ve bibliyoterapi vaka örnekleri hakkında açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Fatıma Zeynep Belen, konuşmasının devamında manevi metinlerle yapılandırılmış bibliyoterapi hakkında bilgi verdi. Doç. Dr. Belen, “Manevi bakım, Türkiye’de din psikolojisinde yeni gelişmekte olan bir alandır. Manevi bakım uygulamalarında kullanılan tekniklerden birisi de bibliyoterapidir. Din psikolojisi alanında ise bibliyoterapi çalışmalarının çok az olduğu görülmektedir. Doğu kültürü bibliyoterapi için zengin bir tarih ve malzemeye sahiptir. Bu zengin mirasın içinde Anadolu ve Türk kültürünün (Kur’an-ı Kerim, hadisler, Ahmet Yesevi, Mevlana, Hacı Bayram Veli, Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Nasrettin Hoca…) özel bir yeri vardır. Bu çalışma, din psikolojisi alanında Türk-İslam kültürünün yüzyıllardır beslendiği manevi metinler ile yapılandırılmış bibliyoterapinin uygulanması açısından önemli görülmektedir. Araştırmamız bu konuda yapılan ilk çalışmalar arasında yer almaktadır. İlk insanın yaratılışından bugüne kadar olan süreçte Allah, insanlara sahifeler ya da kitaplar göndererek ilahi rehberlik yapmıştır. Son kutsal kitap Kur’an-ı Kerim’in ilk emri ‘oku’ emridir.  Bu bağlamda, Türk-İslam medeniyeti okuma kültürü üzerine inşa edilmiştir. Bibliyoterapinin ülkemiz için yeni ve çok fazla çalışılmamış bir alan olduğu söylenebilir. Bu bağlamda, bibliyoterapi tekniğinde kullanılabilecek zengin kültürel mirasın manevi danışmanlıkta nasıl kullanılabileceğine dair bir araştırmaya ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. ‘Manevi danışmanlıkta, bibliyoterapi tekniği nasıl uygulanabilir?’ sorusu araştırmanın problem cümlesidir. Manevi metinlerle yapılandırılmış bibliyoterapi uygulamasına katılan bireylerde, bu uygulamaya katılmayan bireylere göre algılanan stres düzeylerinde düşme olacaktır. Manevi metinlerle yapılandırılmış bibliyoterapi uygulamasına katılan bireylerde, bu uygulamaya katılmayan bireylere göre olumlu dini başa çıkma düzeylerinde yükselme olurken, olumsuz dini başa çıkma düzeylerinde düşme olacaktır. Olumsuz dini başa çıkma düzeyi arttıkça katılımcıların algılanan stres düzeylerinde artma olacaktır. Olumlu dini başa çıkma düzeyi yükseldikçe katılımcıların algılanan stres düzeyinde düşme olacaktır. Peygamberimizin (s.a.v) yaşamı bibliyoterapi metinlerinde iki şekilde kullanılabilir: Birincisi, Allah Resulünün (s.a.v) yetim doğması, annesini çocuk yaşta kaybetmesi, bazı akrabaları tarafından kötü muamelelere maruz kalması, inandığı değerler uğruna hicret etmek zorunda kalması, evliliği, çocukları, dostları, yaşadığı acı ve kayıplar gibi konuların her biri (yaşam olayları) bibliyoterapi metnine konu olabilir. İkincisi, Peygamberimizin (s.a.v)  bütün yaşamı bibliyoterapide okuma malzemesi olarak ele alınabilir. Bu bağlamda, Peygamberimizin (s.a.v) yaşamı ile özdeşim kurulabilir ve iç görü geliştirme imkânı sağlanabilir. Türk Halk Edebiyatı eserleri,  manevi bakım ve danışmanlıkta bibliyoterapi metinlerinin seçiminde uygulanabilir.” dedi.

Konferans sonrasında Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Erol Yılmaz, Doç. Dr. Fatıma Zeynep Belen’e plaket ve katılım belgesi verdi.

İnsan ve Toplum Bilimleri Dekanı Prof. Dr. Abdussamed Yeşildağ da programa katılım ve destekleri dolayısıyla Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Erol Yılmaz’a teşekkür ederek plaket ve katılım belgesi takdim etti.

Program, Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Erol Yılmaz’ın Bilgi Profesyonelleri Topluluğu Akademik Danışmanı Dr. Öğr. Üyesi Ali Kavak ve Topluluk Başkanı Kağan Erdem’e plaket ve katılım belgesi, Gençlik Ofisi personeli Yasemin Çiğdem Ergen ile konuk öğrencilere ise katılım belgesi vermesinin sonrasında fotoğraf çekimi ile sona erdi.